Seni Özler Durur Divane Gönlüm

15/12/2008 · Kategori: Medinenin Gulu



Gül cemalinde har olmaz senin

Gül rayihanı saçmaktadır gülşenin

Nazar kıl şu mücrime

Sensiz görmezem göz sensin efendim

Hasta gönüllere yâdın şifadır

Yoluna baş koymuşum canım fedadır

Firkatin baş edilmez cefadır

Cefa bilmem sefa sensin efendim

Acizim hüznümü hemen yazamam

Şimdi hicranın resmini çizemem

Sensiz hayat kör düğüm çözemem

Gecelerdeyim güneşim sensin efendim

Aşk nedir bilmezdim ben senden önce

Gönül aşka düştü seni bilince

Bin canından geçermiş aşık sevince

Sensiz ben neyleyim can sensin efendim

Nurun ap aydın kılar geceleri

Gülüşün güle döndürür dikenleri

Aşkınla savrulan sahra çölleri

Su olur akar yağmur sensin efendim

Dermanım yoktur takatim kalmadı

Derindedir yaram saran olmadı

Dermanını tabiblerde bilmedi

Derdime derman sensin efendim

Gidişinle boyun büktü al gülüm

Sükûta büründü şeyda bülbülüm

Hicrandır bize asıl ölüm

Canlara cansın canan sensin efendim

Seni özler durur divane gönlüm

Matemdedir senden ayrı geçen her günüm

Kimsem yok öz yurdumda sürgünüm

Al beni yanına öz sensin efendim

Ey gül yüzlüm hazana döndü bahar

Sana hasrettir her dem ley ve nehar

Bekliyoruz ne zamandır nev bahar

Gelde gelsin bahar mevsimi sensin efendim. 

Alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Ey! Siyah Gül

14/10/2008 · Kategori: Medinenin Gulu



Bismi hü !...

Vakit gecenin derinliğinde demleniyor şimdi ..
Siyahlar içinde yer gök ,
Sokaklar sessiz ...
Ve siyah çiğ taneleri düşüyor gözlerinden , günahtan kararmış yüreğime ...

Tenim siyahi değil belki , tenim kimseyi rahatsız etmiyor ..
Peki ya yüreğim ...
Uykusuz kaldığım siyah gecelerde , gözlerimi yakan siyahi yüreğim ..

Ya Bilal ,

Bedeni siyahlar içinde olan,
Ve ama yüreği yıldızlardanda parlak zat !..

Siyah Gülüm ...

Hangi kelimelerle anlatabilirim ki acizliğimi ?
Hangi kelime seni anlatmaya muktedir ki ?
Senden asırlar sonrasında .
Ve dahi seni bile bile , Senden öte O'nu bile bile ,
Terketmişken bedenimi siyahi boşluklara ,
Yüzüm yok bir harf bile söylemeye
..
ama yok kimsem ... O'ndan başka ,
O'nun dostlarından başka kimsem yok derdimi söylemeye ..

Ey siyah gül !..

Gül'e dost oldun , Gül'ün kokusunu duydun ,
Bedenin taşlarla zulmedilip, yüreğin satın alınmak istenirken ,

Ehad ! dedin , daha da yüreklendin ..

Birkez bile isyan etmedin siyahi tenine ..
Yüreğine sığındın her '' siyahi köle '' seslenişlerinden ..

Çünkü AŞK vardı yüreğinde , gerçek AŞK ..

Şimdi ben yüreğimi görmek istesem ,
Yüreğimde ne var diye sorsam ..
Karanlık sokaklar karşılar ancak gözlerimi,
Lambasını yitirmiş siyahi sokaklar ..

Ey siyah gül ! ..

Gözlerinden dökülen siyah çiğ taneleriyle yıkasam yüreğimi ,
Gözlerimi yıkasam , dost kabul edermisin beni ?..

Öyle zor ki buralarda yaşamak
Kalabalık yalnızlıklar sardı şehirleri ,
Evlerde şeytanlar hüküm sürüyor artık ,
Ve şeytan hiç zorlanmıyor işini yaparken !..

Dillerde kutsal kelimeler geziniyor bolca,
Ama gözler hep boşlukta , bedenler yalanda ...

Kelimelerin ve dahi herşeyin Rabbine sığınırken ,
Korkuyorum bu günlerde ey Bilal ! ...

Ya sevmezse O beni ..
O sevmezse sen de sevmezsin diye korkuyorum ..
Korkudan üşümüş ellerimi tutsan , dua etsen bana ..

Yıldızlardan parlak yüreğinle ,
Senden asırlar sonrasında yaşayan bu acize dua etsen ...

Şimdi gözlerimde hayalin ,
Okunan ezanlarda sesini duymuşçasına yad ederken seni ,

Seni seviyorum ey Bilal ,

Gül'ü seviyorum çünkü ,

O'nu seviyorum ..


alıntı







Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Gül'ün Yâri Efendim!

3/10/2008 · Kategori: Medinenin Gulu



Söz biter; hıçkırığa boyanır birgün daha
Sûret-i cemalimde mahzun çocuklar çağlar
Benden alır hüznünü seni görmemiş saha
Fikrimin hicretine tam on dört asır ağlar

.........Efendim! An yaralı, bu güz sensiz hastadır
.........Semalarda titreşen dualarım yastadır

Toplanır birer birer deryasına seherin
Nurundan almak için rûhanî güvercinler
Bilmezler, günah nedir; nerde izi kahırın
Sesini duyamayan kalbim elimde inler

.........Efendim! Dil isyanda, zikre seni katıyor
.........Halbuki yüreğimde kaç bin Leheb yatıyor

Kutlu varoluşların en mukaddes olanı
Duası Abdullah'ın, Amine'nin rüyası
Sen ey ana rahminin boynu bükük kalanı
Cihânşumul doğumun en haşmetli ziyâsı

.........Efendim! yokluğunun diğer adıdır ziyan
.........Varlığını haykıran sözlere emridir; yan!

Sen ki Kureyş müjdesi gonca gonca açılan
O İlahi rahmetin merhamet yüklü gizi
Bir feth-i mübîndin ki karanlığa saçılan
Bitmedi, bitmeyecek zulme verdiğin sızı

.........Efendim! sensizliğim tüketti nedenimi
.........Istırap katre katre sarıyor bedenimi

Yaralı yüreğiyle yağmurları ağlattı
Ardından bakıp kalan gül Mekke sokakları
Gizli bir inilti ki derdi öze bağlattı
Yılların firâkıyla ağrıdı şakakları

.........Efendim! kir ve kan'dır çağın yüzünden sızan
.........Nasıl şaşırıp kaldı yönü kefensiz mizan

Hani âli bayramı yaşamıştı Medine
Râm olup varlığına kurtulurken yoklardan
Ve takvâ yazar iken canını yüce dine
Hala utanır Taif yürüyen ayaklardan

.........Efendim! Kör iz'anla emrine uyamadım
.........Düştüm de yollarına kokunu duyamadım

Bilallerin göğsünde iman ederken taşlar
Onunla haykırdılar; Allah, Resûl ve Ehad
Hûşu hakikatine nasıl koşmuştu başlar
Kanını toprağına değdiremedi Uhud!

.........Efendim! sûretinle ifşa oldu nur nişan
.........Sırtındaki mühürde hayat buldu sonsuz şan!

Ne güzel gülümserdin Ayşe'nin iffetine
'Beni nasıl sevdin? ' e cevabındı; kördüğüm
Çölde kumlar şahitti sevdanın saffetine
Şimdi bir masal gibi kitaplara sorduğum

.........Efendim! Kutlu çilen, dokunmadı çamura
.........Güzel ahlâk verilmiş özündeki hamura.

Ellerim, bir güzide yakarışın kelamı
Mazide nefes alan çöllere hasret sürgün
Muazzam çığlıkların yönü meçhûl selamı
İşte hicrana perde ihtiyâr gece ve gün

.........Efendim! Bilemedik niye güzeldir güller
.........ve o lâtif gülleri koparamayan eller.


alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Fasl-ı Gül

3/10/2008 · Kategori: Medinenin Gulu



Zaman o Gül gibi gül görmedi zaman olalı
Gül’ün güzelliği dillerde dâsitân olalı’

Güllerden bir Gül düştü kâinâtın bahtına. Kalbe sürûr, eflâka nûr ve insanın bahtına bekâ düştü. Âlemler ve ruhlar yokluk karanlıklarına doğru hızla giderken “Elestü bi rabbiküm” suâlinden şaşkın, O Gül’ün ‘Belâ’ nefesiyle nefeslendi her şey ve ademden vücûda çıkarıldı eflâk. Dedi Hakk Teâlâ o vakit: Levlâke levlâke lemâ halak-tül eflâk.

Gelmeden dahi ademden Âdem
Âna derlerdi Nebiy-yül akdem
(Daha âdem aleyhisselâm var edilmeden, O’na nebîlerin öncüsü derlerdi.)


Bir Gülün râyihası ile sermest oldu on sekiz bin âlem, nûru ile ihyâ oldu her mevcûd ve aşk düştü bülbüllerin kalbine. Bizse devr-i âhirde gurbetine düştük Gül’ün.

Hani bir hikâye nakledilir gül-i hamrâ adına. Bülbül öter, bülbül uçar, bülbül yakar yüreğini de, kavuşamaz bir türlü mâşûkuna. Nasıl olursa ama bir gün bülbül nezdine varır onun. Varır varmasına da sebkat kâbil olmaz gül sarayının surlarını. Öyle bir batar ki bağrına diken bülbülün, yine de son sözü olur “Aah Gül’üm!” Andelib çırpınarak düşer “Ah min-el aşk” deyû toprağa… Vuslata erer artık.

Sana Gül diyor âlem Efendim. Gül, şâh-ı ezhârdır (çiçeklerin şâhı) çünki, Sense iki cihânın, seyyidi ve şâhısın. Bizler, ne bülbülün olduğumuzu iddia edebiliriz, ne de şu sönük lisânımızla Sana yakışır, Zâtına lâyık nağmât dizebiliriz. Sen bizi nûruna müştâk pervâneler say.

Ne kadar özlesek Seni, ne kadar varmak istesek menzîline, hicrân dikenleri yaralar hep kalbimizi. Yoksa şu dünya zindanından geçip, ecel kapısını açmadan yok mu kavuşmak bize, Gül Efendim? Gül sultan, vuslat ne zaman?
Senden uzaklaşan her adımımızda biraz daha tattık, yalnızlık ve kimsesizlik elemini.

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Gam sahiplerine sor kim geceler kaç saat (1)

Sana Gül diyor diller Efendim! Yeryüzünde vasıflarına âyine olabilecek en latîf, en nahîf bir cemâl aynası olarak onu görmüş çünki gözler. Onu her gördüğünde Zâtını hatırlamış yaralı gönüller. ‘İlâhi ihtişâmın tezâhürüdür’ dediğin gül çiçeği ki, latîf bir aşk âyinesi. Aşka onun rengi verilmiş, ona aşkın ismi konulmuş. Lâl gülgûn olduğu için sevilmiş bir zaman. Asırlarca hep güzeller onda nâm bulmuş. Gül gibi… denmiş adlarının başında. Ama o güzelliğin aslına varmış sana âyine olmakla. Ne bahtiyâr sana misâl olmakla, adı adınla yâd edilmekle…

Görmedik böyle gül-i rûyu güzel
Ten-i gül-i bûyu güzel, boyu güzel

(Yüzünün gülü böylesine güzel açmış olanı hiç görmedik. Teni böyle gül kokulu olanı da, boyu böyle güzel olanı da.)
Râyihası şerefyâb olmuş mübârek terinle, rengi ise renk bulmuş gözlerinde; mâh-i cemâlinde. O ki bir bahar geldiğinde çâk-i giriban eylemiş, bir de mütebessim gül cemâlini gördüğünde. Sevinçle pârelemiş yakasını. Sen ki ey Gül-i râna bostân-ı cinân ve dünyanın hem gülü, hem bülbülüsün. Dua eyle hep yaptığın gibi bize, o femm-i mübârekinle. Rabbim Seni bize gül-dân eylesin. Sende bitelim, Sende neşv-ü nemâ bulsun tüm hallerimiz..

Gül-i handâna dönüp açsa dehân
Feyz-i nûr eyler idi ol dendân

(O gülen bir gül gibi davranıp mübârek ağzını açacak olsa, o dişlerinden bir nûr feyzi saçılırdı.)

Nasıl anlatalım Seni ey Gül-i rânâ! Hangi kelimelerle söyleyelim evsâfını, nasıl dizelim medhiyeleri Zâtına. ‘Eğer Gül’ün vasıflarının şerhini devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kez kıyamet geçer de o yine bitmez’ deriz biz de Mevlâna gibi. Yine de yüreğimiz yanar, ne dilimiz susmak ister Gül adın anılınca, ne kalem kalemliğini bilir nâmın için yazmayınca.

Gül yüzlüm… Rumeysâ kadar yakın olmak vardı Sana. Ayn-ı hüsn olan o gül yüzündeki birkaç damla şebnemi toplayıp ıtır diye saklamak. Sonra onu ömür boyu koklamak ve en son kefeninde o gül ıtrî terinle huzuruna vâsıl olmak. Ötelere gül kokunla varmak. Bir Gumeysâ (Rumeysâ) olamadık rüyanda cennette gördüğün… Gül-zârındaki andeliblerin…
Bize de gül beyitlerinle avunmak düşüyor artık. Süleyman çelebi gibi :

Terlese güller olurdu her teri
Hoş dererlerdi terinden gülleri
demek bile gül kokunu duyuruyor bize bu cîfe kokan asırda.
Berg-i gül gibi o rûy-ı nîgû
Terlediğince olurdu hoş bû

(Güzellik yaymakta olan o yüz, bir gül yaprağı gibi terlediği zaman çok hoş kokardı)

O gül yüzün ki yere bakardı hep. Toprak doya doya seyreyledi seni semâya nisbeten. Kibir yanına yanaşamadı hiç. Hâlık-ı kâinâtın, adını adının yanına yazması, kâinâta efendi oluşun kaldırmadı mübârek başını hiç semâya. Güzelliğin kemâline varmış, yüz yaprak açmış, ağırlığından yüzü yere bakan bir gül benzeyebilirdi ancak bu latîf hâline.

Bâğ-ı hüsn içre o rûy-ı rengîn
Bir açılmış güle benzerdi hemîn

(O ışıldayan yüz, güzellik bahçesinde hemen açılıvermiş bir güle benzerdi.)

Bir küffâra kalkan o aziz baş, yeterdi kaskatı kalplere korku salmaya. Aziz başındaki gül kırmızısı o damar kâfiydi onları ölmeden öldürmeye.

Yalan yanlış, şu dünyada senden hariç güzellik, doğruluk, erdem adına ne söylenmişse! Beyhûde bir iş, lezzetsiz bir aş.

Gül bağında dikenle uğraş…
Suya versin bağbân gülzârı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâra su (2)

Sensiz olmuyor efendim, ne saadet, ne rahmet. En büyük nasipsizlik değil mi, hazine-i rahmetin en kıymettâr cevheri dururken, cam şişelere müşteri olmak? Güneş varken mumlarla nursuz kalmak ve ısınamamak, en acı kayıp değil mi?
Sen ki, leyli nehâra çeviren, en zulümatlı geceleri aydınlatan misbâh-ı zücâcesin. Mübârek bir ağaçtan, Hz. İbrâhim’in neslinden tutuşturulup yakılan misbâh-ı zücâce. (3)

Nasıl anlatalım seni ey rahmet denizinin incisi. Kelâmın nutku tutuluyor bahis senden olunca. Söylemesek, yakar bizi aşkınla boyanmış sözcüklerin ateşi. Küçük medihlerimiz deryâdan damlalar gibi olsa da bir Niyâzi Mısrî gibi deriz:

Bülbüllere sorma yürü hâlet-i aşkı
Pervâneden al gizlice tenhâ haberin sen
Adını anmadığımız andır bahçeden uzak düştüğümüz an. Yine Mısrî’nin:
Ey garip bülbül diyârun kandedir
Bir haber vir gül-i zârun kandedir
(Ey garip bülbül hangi diyardansın? Haber ver gül bahçen nerde kaldı, hangi yerdedir?)
beyiti bu hâli çok güzel anlatmaz mı?

Efendim, “Gülü târife ne hâcet, ne çiçektir biliriz” sözü meşhur oldu bizde ama bir gül tebessümünü ümit eyleriz sâdece naatlarımızla. Şu küçük gül naatının, şefaatine vesile olmasını bir de…


Sâbit
Fuzûli.
Şifâ-i Şerif / Kadi Iyâz
Diğer beyitler: Hakânî Mehmed Bey/Hilye-i Saadet



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

EY RESUL,EY NEBİ

23/9/2008 · Kategori: Medinenin Gulu



Aldığım her nefeste adını anıyorum. 
Yanına gelmek için,günleri sayıyorum. 
Ey Nebiler Nebisi,ey Rasuller Rasulü 
Feryadımı duy benim. 
Sana yalvarıyorum... 

Firakın ateşiyle tutuştu elim kolum, 
Her bir hücrem ve azam hep Ravzandır diyorum. 
Ey güzeller güzeli,benim gerçek sevgilim, 
Feryadımı duy artık,sana yalvarıyorum... 

Bir taşına dokunmak,ne büyük saadettir. 
Senin yanına gelmek,en büyük hazinedir. 
Gözyaşlarım ıslatsın mübarek taşlarını, 
Feryadımı duy canım sana yalvarıyorum... 

Gecelerim uzuyor,hasretim çoğalıyor. 
Kalbimin her atışı,bir tek MUHAMMED diyor. 
Yanına gelemezsem,bu can niye yaşıyor, 
Feryadımı duy Nebim,sana yalvarıyorum... 

Aciz,zayıf,günahkar ümmetinden biriyim 
Belki fazla cüretkar,belki de bir deliyim. 
Aşkınla divaneyim,Kabene pervaneyim. 
Feryadımı duy ne olur,sana yalvarıyorum. 

YANINA GELMEK İÇİN GÜNLERİ SAYIYORUM... 

(Ne olur artık beni de yanına çağır,YA RESULALLAH,BU HASRET DAYANILMAZ OLDU...!)

Kab Bin Züheyr

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::